Ukulu Aşere Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Sokakta Duyduğum Bir Kelime: Ukulu Aşere
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da, metrobüste duyduğum bir kelime beni derinden etkiledi: “Ukulu aşere.” Gözlerimi kapatıp biraz düşledim, önce anlamını çözmeye çalıştım. Ardından, biraz düşündükten sonra kelimenin sokaktaki, toplumdaki derin yansımalarını anlamaya başladım. Bunu sadece duyduğum bir kelime olarak değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bir kavram olarak ele almak istedim.
“Ukulu aşere ne demek?” sorusu, bana aslında toplumsal algılarla, gücün, cinsiyetin, kimliğin nasıl şekillendiğini düşündürdü. İstanbul’un kalabalık metrobüsünde, farklı grupların birbirlerine bakışları arasında geçen birkaç saniyelik bakışmalar bile bu kelimenin anlamını günümüzün sosyal yapılarıyla örtüştürmek açısından önemli oldu.
“Ukulu Aşere”nin Toplumsal Yansıması
İlk olarak, “Ukulu aşere” kelimesinin günlük dilde nasıl kullanılacağını araştırdım. Çoğu zaman, insanlar bunu belki de basit bir küfür ya da argo bir ifade olarak kullanıyor. Ancak, burada önemli olan kelimenin sadece bir küfür ya da bir hakaret değil, aynı zamanda bir gücün ifadesi olduğunu fark etmemdi. Birçok farklı kişi, toplumsal hiyerarşiyi, cinsiyet rollerini, kimlikleri ve sınıf farklarını bu tür ifadelerle pekiştirebilir.
Örneğin, sokakta giydiği kıyafetlerinden dolayı yanlış bir şekilde yargılanan bir kadının karşılaştığı ifadelerde bu tür söylemler sıkça karşımıza çıkabiliyor. Bu kelime, toplumsal cinsiyetle bağlantılı bir şekilde, bir kadını ya da “farklı” görülen birini küçümsemek, onu dışlamak, var olan güç dengesizliğini bir anlamda daha görünür kılmak için kullanılabilir. Toplumda belirli normlara uymayan kişilere karşı kullanılan bu tür ifadeler, bazen mizah maskesi altında toplumsal ayrımcılığa, bazen de dayatmalara dönüşebiliyor.
Cinsiyet ve Toplumsal Rol Oyunları: Bir Kadının Maruz Kaldığı “Ukulu Aşere”
Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’un Taksim meydanında bir grup arkadaşla yürürken, önümüzden geçen bir grup genç kadının giyim tarzı hakkında, bir başka grup erkek, olumsuz yorumlarda bulundu. “Ukulu aşere” kelimesi, yalnızca bir küfür olarak değil, aslında bir yargılama, dışlama biçimi olarak kullanılıyordu. Giydikleri kıyafetlerin bedensel özgürlüğü ile ve bu özgürlüğü savunmalarıyla ilgili bir hakaretin parçasıydı. Kadınların, kimliklerini özgürce ifade etmeleri, cinsiyet normlarına uymamaları, bu tarz ifadelerle bastırılmaya çalışılıyordu.
Beni bu olayda en çok etkileyen şey, bu tür hakaretlerin nasıl normalleştiği ve bir şekilde toplumsal yapıya işlediğiydi. Kadınların kendilerini özgürce ifade etmesi, toplumsal cinsiyet normlarına uymamaları, onları toplumsal düzeni tehdit eden varlıklar gibi gösteriyor. İşte “ukulu aşere” gibi ifadeler de bu tehdit algısının bir parçası olarak toplumda şekilleniyor.
Çeşitlilik ve Dışlanma: Farklı Grupların Etkisi
Bu kelimenin sadece kadınları değil, toplumun diğer dezavantajlı gruplarını da nasıl etkilediğini düşünmek de önemli. Geçenlerde bir sosyal etkinlikte, LGBTQ+ topluluğundan bir arkadaşım, toplu taşıma araçlarında veya kalabalık ortamlarda sıklıkla bu tür argo kelimelere maruz kaldığından bahsetti. Bu, onların toplumsal kimlikleri ve cinsiyet ifadeleriyle ne kadar çatıştığını, dışlandıklarını anlatan bir örnekti.
Bir arada yaşamanın gerekliliği, toplumsal çeşitliliği ve herkesin eşit haklar ve fırsatlar elde etmesini savunarak, tüm bu negatif söylemleri yıkmamız gerektiği sonucuna varıyoruz. “Ukulu aşere” gibi ifadeler, daha büyük bir ayrımcılığın ve dışlamanın bir aracı olarak, toplumdaki çeşitliliği de tehdit ediyor.
Sosyal Adalet ve Güç İlişkileri
Sosyal adaletin en önemli ilkelerinden biri, herkesin eşit haklara sahip olması ve kimseye “düşük” bir statü biçilmemesidir. “Ukulu aşere” gibi kelimeler, insanlar arasındaki bu eşitsiz gücü temsil eder. Bu tür ifadeler, toplumda güç ilişkilerinin nasıl işlediğini, kimlerin daha yüksek statüye sahip olduğunu ve kimlerin marjinalleştirildiğini gösterir.
Örneğin, toplumsal cinsiyet rollerine uymayan bireylere yönelik dil, yalnızca kişisel bir tavırdan ibaret değildir. Aynı zamanda toplumsal eşitsizliğin bir yansımasıdır. Kadınlar, LGBTQ+ topluluğunun üyeleri, etnik gruplar, yoksullar ve engelliler gibi dezavantajlı gruplara yönelik bu tür dilin kullanımı, sosyal adaletin önündeki büyük engellerden birisidir.
Sonuç: Kelimelere Dikkat Edelim
“Ukulu aşere” gibi bir kelime, sokakta, metrobüste ya da işyerinde kullanıldığında belki sıradan gibi görünse de aslında çok daha büyük anlamlar taşıyor. Bu tür ifadeler, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin sınırlarını zorlayan, var olan eşitsizlikleri pekiştiren bir dilin parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bizler, bu tür kelimelere karşı duyarlı olmalı ve toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet ilkelerini savunmalıyız. Ancak o zaman, bu tür dilin toplumda yaratacağı zararı engelleyebilir ve gerçekten eşit bir toplum inşa edebiliriz.