Doğru Orantı: İzmirlilerin “Hayatın Denklemi”
Yaşamda bazı şeyler vardır, her şeyin doğru orantılı olduğu ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inandığınız anlar. Mesela, sabah uyandığınızda güneşin tam da o saatte doğması gibi… Tam saat 6:42’de pencerenizin kenarından ilk ışıklar düşer. Evet, doğru orantı dediğimizde ilk akla gelen şey bu belki değil ama… Benim için doğru orantı, İzmir’de güneşin doğmasından bile daha anlamlı bir kavram.
Öyle ya, İzmir’de yaşayan 25 yaşında, arkadaş ortamında esprilerle her fırsatı değerlendirip, derinlerde her şeyi fazla düşünen bir genç olarak doğru orantıyı her yerde görmek mümkün. “İzmirli olmak demek, her an her şeye esprili yaklaşmak demektir” diyebilirim. Ama bazen de o esprili yaklaşımın altında “Bu işin matematiği nedir ya?” diye sorgulayan bir zihniyet gizlidir. Neyse, şimdi doğru orantı neymiş, ona bakalım.
Doğru Orantı Nedir? Hayatın Kendi Kendine Çözdüğü Sorular
Beni tanıyorsanız, “Hadi ya, o çok komik bir insan. Bunu yazarken kesin kahkahalar atıyordur” diye düşünebilirsiniz. Ama asıl mesele şu: Doğru orantıyı, hayatın her alanında, belki de en çok bizim esprili bakış açımızla anlamaya başlıyorum. Hadi size bunu eğlenceli bir şekilde açıklayayım.
Doğru orantı, matematiksel anlamda, bir şeyin bir başka şeyle doğru orantılı olması demek. Yani, biri artarsa diğeri de artar, biri azalırsa diğeri de azalır. Kısacası, iki büyüklük arasında bir denge vardır ve bu dengeyi değiştiremezsiniz.
Örnek verirsek:
“Bir kahvenin fiyatı 15 TL ve yanına eklenen çikolata fiyatı 5 TL ise, çikolatasız kahve fiyatı da bir o kadar yüksek olur.”
Kafanızda bu örneği çok rahat kurabilirsiniz, değil mi? Zaten ben, çikolatasız kahvenin acı yüzünü çok iyi biliyorum. Fakat bu örnekte bir şey dikkat çekiyor: Kahvenin fiyatı ile çikolatanın fiyatı arasında bir doğru orantı vardır. Eğer çikolatanın fiyatı artarsa, kahvenin fiyatı da artar. İzmir’deki çikolata tutkunları bunu iyi bilir!
Bir Kahve, Bir Çikolata ve Bir De İzmirli
Arkadaşım Alper ile bir gün kahve içmeye karar verdik. Alper’in özel bir tercihi vardı: Çikolatalı kahve. “Ne var bunda?” diyecek olabilirsiniz. Aslında hiçbir şey yok ama… Yani bu Alper’in verdiği siparişin doğru orantılı bir sonucu vardı.
Ben: “Alper, bir kahveyle neler yapabilirsin, bir söyle bakayım?”
Alper: “Çikolata ekleyebilirim mesela.”
Ben: “Ha tabii, doğru orantı var burada. Çikolata varsa, fiyat da artar.”
O sırada Alper bir an düşündü. “Yani senin bahsettiğin şey, ekonomiyi mi anlatıyor?” diye sordu. Benim gibi derin düşüncelere dalmış bir insan için bu, “Dünya ekonomisi üzerine mi konuşuyoruz?” sorusu kadar anlamlıydı.
Şimdi düşündüm de, aslında doğru orantı her yerde. Bunu bir kahve örneğiyle anlatmaya başladım ama yaşamın bizzat kendisi bir doğru orantı. Mesela, İzmir’deki bir sabah kahvaltısı… Çay var, peynir var, zeytin var ve tabii ki tatlı bir muhabbet. Bu öğle saatiyle doğru orantılı bir şekilde gider. Sadece bir eksik olsa, bütün o uyum kaybolur. İzmir’in sabah kahvaltısındaki her şeyin, birbirine doğru orantılı olarak işlediğini fark ettiniz mi? Çayı fazla içerseniz, uykusuz kalırsınız, peynir çok fazlaysa fazla tuz yersiniz. Her şeyin bir dengesi var.
Doğru Orantı: Sağlık ve Espri Arasındaki Bağlantı
Bir gün, Caner ve ben sağlık üzerine bir sohbet yapıyorduk. O anki konu, “sağlıklı yaşam”dı. Benim Caner’e bakışım şöyle: Bir sağlıklı yaşamı savunuyorum, ama diğer taraftan da bir yandan dondurma yemeyi pek severim. O zaman bu doğru orantı ne olacak?
Caner: “Yani, spor yapmadan önce dondurma yemekten bahsediyorum, bu doğru orantı olamaz.”
Ben: “Bence de olamaz. Çünkü doğru orantı ne demektir? Bir şey artarsa, diğer şey de artar. Yani spor yapınca vücut da zayıflamalı. Dondurma yediğimizde ise, kilo artmalı!”
Ve işte bu an, İzmirli’nin yaratıcı zekâsının örneği. Yani, senin sağlıklı yaşamanla, o tatlı dondurmanın doğru orantılı bir şekilde gidip gelmesi! Yine bir dondurma ve spor örneğiyle karşı karşıyayız. Eğer sen sağlıklı yaşamayı seviyorsan, dondurmayı da seversin. Ama dondurma yemek ile sağlıklı yaşam arasında, doğru orantıyı bulmanın bir yolunu hala çözemedik.
İç Ses: “Ben Bu Yazıyı Niye Yazıyorum ki?”
Hadi, bu noktada bir iç sesi canlandıralım: “Bunu yazarken niye bu kadar çok şaka yapıyorum ki? O kadar çok doğru orantı örneği veriyorum ki, sonunda o kadar çok kahve içip, fazla tatlı yediğimi fark edeceğim. Şu an yazarken biraz fazla eğlenceliyim ama işin sonunda ‘bu doğru orantıyı bir türlü çözemiyorum’ diyorum!”
İç sesimle gülüyorum, çünkü doğru orantı meselesi gerçekten de karmaşık. Ama hayat, tam olarak bu karmaşıklığın ortasında ilerliyor. Yani, sağlıklı yaşamla tatlıları doğru orantılı bir şekilde yaşamak.
Doğru Orantı: Sonuçta Hangi Olasılıklar Var?
Şimdi, doğru orantıyı bir kez daha hatırlayalım. Bir şey artarsa, diğer şey de artar. Tıpkı kahveyle çikolata gibi… Ama günlük yaşamda da bunu başka bir şekilde görebiliriz. Mesela, “Ne kadar çok izmirli olursanız, o kadar çok espri yapabilirsiniz!” Evet, doğru orantı meselesi burada da geçerli. Ne kadar çok espri yaparsam, o kadar fazla kahkaha duyarım. Geriye sadece, kahkahaların doğru orantılı şekilde artması kalır.
Sonuçta, doğru orantı dediğimizde, matematiksel olarak bakmak her zaman doğru olmaz. Çünkü doğru orantıyı günlük yaşamımıza uyarladığımızda, daha eğlenceli bir hal alır. İzmir’de bu doğru orantıyı en iyi şekilde hissedebilirsiniz: Şehirdeki kahkahaların, sahildeki esintilerle, trafikteki sinirli seslerle doğru orantılı bir şekilde birbirine bağlı olduğunu görebilirsiniz. Her şeyin bir dengesi vardır, değil mi? Ama tabii ki bu dengeyi bozan anlar da olur. Yani ne kadar çikolata o kadar kahve; ne kadar tatlı, o kadar dondurma!
Ve içimden bir ses: “Biraz daha yazabilirim aslında, doğru orantıyı tam anlamışken…”