Karadeniz’de Kayın Ağacı Var mı? Bir Yolculuk, Bir Soru, Bir Yüzleşme
Bazı sorular vardır, içini kemirir durur. Özellikle de cevabını tam olarak bilmediğinizde. “Karadeniz’de kayın ağacı var mı?” sorusu, yıllardır kafamın içinde dönüp duruyor. Aslında belki de sadece bir bitki, bir ağaçla ilgili değil, içimdeki bir boşluğu doldurmakla ilgili. Ama bunu ben bile yeni fark ediyorum. Hadi size her şeyin nasıl başladığını anlatayım. Bir zamanlar bu soruya, belki de anlam veremediğim bir arayışla, “evet” veya “hayır” demek istiyordum. Fakat bu soruyu şimdi kendi iç yolculuğumla özdeşleştiriyorum.
İlk Duruş: Kayseri’den Karadeniz’e Uzanan Bir Hayal
Yıllardır Kayseri’de yaşıyorum. Sıcak, kuru havası ve yüksek dağlarıyla bilinen bu şehirde, belki de en çok hayal kurarak büyüdüm. Karadeniz’in o derin yeşil ormanlarını, sisli dağlarını ve o muazzam denizini kafamda canlandırırken, içim titrermiş gibi olurdu. O zamanlar, Karadeniz’i hep bir anlam arayışı olarak görüyordum. O kadar farklıydı, o kadar bilmediğim bir yerdi ki… “Karadeniz’de kayın ağacı var mı?” sorusu, bir anlamda o uzaklık, o bilinmezlik ve o boşlukla ilgilidir. Bir şeyin eksikliği gibi hissettirirdi. Bazen içimde bir eksiklik hissiyle uyandığımda, aklıma gelirdi; Karadeniz’de kayın ağacı var mı acaba?
Bir sabah, Kayseri’deki yalnız odamda, pencerenin dışındaki gri manzarayı izlerken, karar verdim. Karadeniz’e gitmeliydim. Gitmeli ve o sorunun cevabını, belki de kendime dair sorularımın cevabını bulmalıydım. İçimde beliren bir umut vardı. Umut, her zaman en zor zamanlarda ortaya çıkar ya… Beni Karadeniz’e götüren de tam olarak o his, o belirsiz ama güçlü histi.
Yola Çıkmak ve İlk Adım
Yola çıkmak, o ilk adımı atmak kolay değildi. Kayseri’den yola koyulmak, bana her zaman zor gelir. Hem bir yandan evimin, ailemin ve tanıdık her şeyin sıcaklığı, hem de bilinmeyene doğru atılacak bir adımın korkusu. Ama bir şekilde o yolculuğa başladım. Gerçekten de gözlerimde bir heyecan vardı. Gittikçe büyüyen bir heyecan… Karadeniz’e adım atmak, bana sadece bir bölgeyi keşfetmek gibi gelmiyordu. Sanki bir parçamı keşfedecekmişim gibi hissettim. Bir adım daha attım, sonra bir adım daha. Yavaşça, ama emin adımlarla Karadeniz’e doğru ilerliyordum.
Yolda ilerlerken, arada bir köy yollarında durup, insanların yüzlerine bakıyordum. Birçok yabancıydım, fakat bir o kadar da yerli… Her şey tanıdık bir yabancılık gibiydi. Karadeniz’in sert havası, beni ilk başta ürkütse de zamanla her şey sarmaya başladı. Havanın nemli soğukluğu, kocaman kayaların, denizin ve ormanın verdiği huzur… Bir başka dünyadaydım. Ama hala sorumun cevabını bulamamıştım. O yüzden arayışım devam ediyordu. “Acaba bu kadar çabaya değer mi?” diye düşündüm. Belki de Kayseri’deki o güvenli, düzenli hayatımın dışında bir şeyler arayarak, kendimi kaybediyorumdur. Ama işte, Karadeniz’deki o ağaçlar, o sisli dağlar bir şeyler söylese, belki aradığım anlamı daha kolay bulurdum.
İçsel Yolculuk: Kayın Ağacına Dair Bir Arayış
Günlerden bir gün, bir köyde, yürürken bir adım daha attım ve o sırada ormanın içinde bir ağaç dikkatimi çekti. Gözlerimle odaklandım. O kadar sıradan bir ağaç gibi görünüyordu ki. Ama sonra içimde bir şeyler kıpırdadı. Ağaç gerçekten çok yüksekti, ama nedense ona odaklanmak istemedim. Şaşkın bir şekilde o ağacı inceledim, fakat asıl soru yine kafamdaydı: Karadeniz’de kayın ağacı var mı? Eğer varsa, belki de Karadeniz’in içindeki sırları anlamak için bir işaretti bu ağaç… Belki de bulduğum bu ağaç, kayın ağacının bir simgesiydi. Kim bilir?
Hayal Kırıklığı ve Umut
Bir süre sonra, o ağacın gerçekten kayın ağacı olup olmadığını sorgularken, bir yandan da içimdeki hayal kırıklığı büyüdü. “Hadi ama, gerçekten mi?” diye düşündüm. Her şey bu kadar karmaşık mı olmalıydı? Kayın ağacı, aslında ne kadar da önemli bir şeymiş gibi bakarken, belki de bu kadar kafaya takmaya gerek yoktu. Ama sonra bir şey fark ettim. O kayın ağacının peşinden gitmem, aslında Karadeniz’in derinliklerine inmeye, kendi içimi keşfetmeye çalışmamla aynı şeydi. Belki de aradığım cevap burada, bu yolculukta gizliydi. Hatta o kayın ağacına dair bulduğum hiçbir şey, bu yolculuğun her bir anını değerli kılmıyordu. Her şeyin ne kadar mükemmel olmasını beklemek, bazen o yolculuğun kendisinden alacağınız değeri engelliyor.
Sonuçta…
O kayın ağacını bulamadım, ya da belki de hiç varolmadı. Ama fark ettiğim bir şey vardı: Karadeniz’e dair aradığım her şeyin cevabı aslında bende saklıydı. O kayın ağacının peşinden gittiğimde, belki de kendi içimdeki soruların cevabını bulmayı bekliyordum. Hayat, bazen soru sormakla ve arayışa çıkmakla anlam kazanır. Kayın ağacı var mı, yok mu? Kimse bilmiyor. Ama bu yolculuk bana o kadar şey öğretti ki. Arayışın kendisi, belki de her şeyin en büyük cevabıydı.